
KARA BAYRAM
Veysel Çağlar
İnancımıza göre iki bayram var. Ramazan ve Kurban bayramları. Ramazan ayının “bereketinden” sonra adeta bir bereket ve mükâfattır, bayram. Kurban bayramı ise umre, hac ve kurban etleriyle adeta toplumun, insanlığın ve insanın dengesini sağlıyor. Bu iki mübarek bayramımız bizler için insani ve İslami bir format gibidir.
Pekâlâ ya “kara bayram” nedir? Kara bayram diye bir gerçek yoktur. Karalar bağlamak zaten başlı başına isyana teşvik için yeteri kadar elem ve ezilmektir. Üstelik bayramı da karalayıp, asparagaslaştırmak ise bir bütün bahtsızlıktır. Heleki acıyı “paylaşmak” maksadıyla yine, yeni ve yeniden imar etmeye çalışmak büyük bir gaflettir.
Özellikle Doğu ve Güneydoğu yöresinde bu yanlış uzun zamandır sürdürülmektedir. Kara bayram bazı yörelerin acıya kabuk attırma sanatıdır. Tazeleyip yeniden kanatmaktır. Şöyleki; dini bayramlardan önce birinin yakını vefat ettiğinde, taziyeler olur. Aradan belli bir zaman geçse de dini bayramlar olduğunda “güya” taziye sahibinin acısını paylaşmak maksadıyla, bayramda aynı aile ziyaret edilir ve taziye dilekleri iletilir. Tekrar fatihlar okunur. Yani yeniden acı şeridi başa sarılır. Maksat masum olsa da mahiyet maddi ve manevi olarak maliyetli oluyor, maalesef. Bayramlarımıza kara bayram deyip çok sayıda insanın canını yakıyoruz.
Toplumun önemli bir kesimi kendi memleketinde yaşamıyor. Doğduğu yerden ziyade, doyduğu yerde yaşamaya çalışıyor. Haliyle insanlar kendi memleketinde uzak kalınca, geriye çok sayıda sevdiklerini bırakmak zorunda kalıyor. Düğün, taziye gibi önemli merasimlerde tekrar gelip gitmek zaruri oluyor. Buda yetmiyormuş gibi kara bayram diye bir zihniyet oluşturulmuş ki gurbete düşenler tekrar yollara revan oluyor. Gelmese küskünlükler, dargınlıklar oluşur. Geldiklerinde ise çokça sıkıntı ile mücadele etmek zorunda kalıyor.
Çok sayıda insan kara bayramın kurbanı oluyor. Taziyeye gidelim derken, yollarda kaza yapıyor, ahirete irtihal ediyor. Yani kendi eliyle kendi taziyesi hazırlıyor. Böyle nice ailenin hayatı karardı, kararmaya devam ediyor, maalesef. Maddi anlamda desen inanılmaz bir külfet bırakıyor. Ev sahibine“pardon taziye sahibine” desen zaten huzur diye bir şey kalmıyor. Gelenleri mi ağırlasın, yoksa yine, yeni, yeniden acısını mı derinden yaşasın? Onlarda mecburi bir yanlışın kurbanı olmaya devam ediyorlar.
Hem inancımıza hem de toplumun dengesine göre ziyadesiyle yanlış olan kara bayramların bertaraf edilmesini arzu ediyorum. Hayatın gerçekleri bazı yanlışları kaldıramayacak kadar zarar gördü. Artık feraset gafletten feragat istiyor. İnsanlar acıdan azat olmak istiyor. Kim ne der? Sorusu çok can yakıyor. Ayıp olur deyimleri, ayıp ediyor. El-âlem ne der zihniyeti, kendi sevdiklerinin canını yakıyor. Artık bu yanlıştan dönmenin zamanı gelmiştir, hatta çoktan geçmiş. Son kullanma tarihi olmayan paraflar, toplumun gelenek ve göreneklerinin hakikat raflarında olamazlar.
Kara bayram yoktur, karalar bağlamayalım. Yük olmayalım, yük paylaşalım. Ziyaretlerimizi bayram tadında yapalım, taziye tadında değil. Geleneklerimizin değerlerini koruyalım, değersizleştirmeyelim. Bayramlar kaderimizin kederi olmasın. Kâh gülelim kâh teslim olalım.